top of page

İlahların Tezahürü

Antiochos.jpg

Mesaj

Gelecek uzun zamanların akışı içinde her kim, bu ister bir imparator, ister bir kral,
ister bir hükümdar, ister bir hanedan olsun, benden sonra, Kommagene topraklarının idaresini devraldığında,
ilahlarımıza ibadet etmeye devam ederse ve ilahlarımızla yaptığım  ebedi mutabakata bağlı kalarak
bu taş levhalara dokunulmaz harflerle kazıttığım ilahi kanunlarımı isteyerek sahiplenirse ve dahi korursa,
benim hayır dualarımla ebediyete intikal etmiş atalarım ve Pers ve Makedonya
ve Kommagene’nin yerli ocağından gelen bütün ilahlar ondan razı olsun.
Ama ahmaklıkları ile ilahların onuruna aykırı davranışlarda bulunan, bu kanunlara karşı gelen
ve ilahlarımıza saygısız davranan dinsiz hainlerin başına ise her türlü felaket gelsin.

Muzaffer Büyük Kral Antiochus Theos Dikaios Epiphanes Philorhomaios Philhellen

Nemrut: İlahların Tahtı

500 metreden daha uzun yazıtlarda, antik bir medeniyet olan unutulmuş Kommagene krallığının hikayesi anlatılan Nemrut Dağı 1987’de, UNESCO tarafından insanlığın kültür mirası anıtı olarak ilan edildi.

 

Nemrud’u böyle özel kılan nedir?

Dağın tepesinde 200,000 m³’lük kütle, elle yontularak oluşturulan platform üzerinde, 150 metre çapında, matematiksel bir koni olan, içinde Kral Antiochus'un mezarı bulunan bir tümülüs inşa edilmiştir. Varlığı bilinmekle beraber mezar henüz bulunamadı.

1989-1990 yıllarında yapılan jeofiziksel araştırmalar sonucunda Uluslararası Nemrut Vakfı - www.nemrud.nl mezarın konumu hakkında detaylı bilgi elde etmiştir.

          Arkeologlar tarafından Kral Antiochus’un mezarının Mısır firavunlarınınki kadar önemli olduğu ve Tutankhamon’un mezarı kadar zengin olduğu sanılmaktadır.

          Uzak bir vadiden çıkartılan ve her biri altı ton ağırlığındaki kireçtaşı bloklar dağın tepesine taşınmış ve her biri on metre yüksekliğinde, eski Yunan ve Pers etkilerini yansıtan eşsiz sanat üslubu ile on anıt heykel yontulmuştur.

          Dünyanın en eski ve en büyük horoskopu buradadır. Bu horoskop Ay’ın, üç gezegenin ve Leo’nun 19 yıldızının 2100 yıl önceki konumlarının betimlendiği 2x2.5 metre büyüklüğünde taş bir plakaya oyulmuş Aslanlı Horoskop’tur.

          2.206 metre yüksekliğinde, bölgeye tamamen hâkim bir konumda olan Nemrut, Toros Sıradağları arasındadır. Hangi yönden bakılırsa bakılsın dağın zirvesini görmek mümkündür.

          Dağ, sadece yaz aylarında ulaşıma açıktır ve yılın geri kalan süresi boyunca kar ve buzla kaplıdır.

          Kommagene'nin son rahibinin, Kral IV. Antiochus’un Romalılara yenilmesinden sonra, tahminen M.S. 72 yılında, Nemrut Tapınağı'nı terk ettiği sanılmaktadır. Takip eden iki bin yıl boyunca burada yatmakta olan kralları sadece rüzgarların uğultusu rahatsız edecektir.

          Sonradan bölgeye yerleşen Hristiyan ahali tapınağın başlangıcı hakkında tamamen bilgisizdiler ve onun Eski Ahit’te adı geçen efsanevi Nimrod'un eseri olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle ona dünyanın ilk büyük hükümdarı olan Nemrut adını verdiler.

          Nemrut Dağı 19. yüzyılda Alman bilgin Karl Sester tarafından keşfedildi. Sester'in bu muhteşem tapınak karşısında duyduğu şaşkınlık, tapınağın o güne dek çizilen hiçbir Küçük Asya haritasında gösterilmemiş olmasından duyduğu şaşkınlıktan tahminen daha az olmamıştır.

          Keşfi takiben Türk arkeolog Osman Hamdi Bey dağdaki ilk kazıyı başlattı. Çalışmalar zaman içerisinde Türk, Alman ve Amerikalı arkeologlar tarafından sürdürülerek bugüne getirildi. Bu çalışmalar arasında Profesör Derner ve Profesör Goell ve Profesör Şahin'inkiler en kayda değer olanlarıdır.

          Kurucusu Antiochus, tapınağın sadece kendi hierothesionu (tapınaksal anıtmezar) değil yeni bir dinin de merkezi olmasını istemişti. Bu yeni dinin Pers Part dünyasını Grek Roma dünyasıyla barış içinde kaynaştırması amaçlıyordu ve Nemrut Dağı'nın zirvesinden tüm dünyaya yayılacağına inanıyordu.

 

Doğu Terası

Yıpranmış bir taş merdiven sizi Doğu Terası'na ulaştırır. Meydana vardığınızda göreceğiniz ilk tablo yüksekte kurulmuş tahtlarında yan yana oturan beş devasa heykel ve hemen önlerinde yatan kopuk başları olacaktır.

         

Grek ve Pers isimleriyle anılan ilahlar şunlardır:

          Zeus-Oromasdes,

          Apollo-Mithras-Helios-Hermes,

          Artagnes-Herakles-Ares,

          Ana İlahe Kommagene,

          İlah Kral Antiochus

         

İlahların alışılmışın dışında ayakta değil de tahtlarında oturur halde anıtlaştırılmasının sebebi Nemrut Dağı'nın ilahların evi olarak görülmesi olsa gerek. Burada göksel tahtlar kuruludur demektedir Kral Antiochus.

          Heykel boylarının başlangıçta sekiz-on metre olduğu sanılıyor. Şimdi donuklaşmış ve yıpranmış kireçtaşından bu dev cüsseli heykellerin güneş altında düz ve kaygan gövdelerinin çok uzaklardan etkileyici bir şekilde görüldükleri hayal etmek zor değil.

          Heykeller kayadan kesilerek oluşturulmuş iki platform üzerinde yükselmektedir. Altta, dördünde kralın ilahları buyur ettiği, ötekinde bir horoskopun tasvir edildiği, beş adet stel bulunur. Bu steller bugün oldukça kötü durumdadır. Ancak Batı Terası'ndaki stellerin iyi korunmuş olması sevindiricidir. Meydan başlangıçta beyaz taş levhalarla döşenmişti. Bu levhalardan birkaçı kazılar sırasında bulunarak Batı Terası'ndaki Aslanlı Horoskop'un önüne yerleştirilmiştir.

          Meydanın diğer tarafında, heykellerin karşısındaki alanda, basamaklı bir platformda, restore edilmiş ateş sunağı vardır.

Heykelleri arkanıza alarak durduğunuzda, solunuzda ve sağınızda stellerden geriye kalanların oluşturduğu uzun bir kaide sırası görürsünüz. Stellerin her birinde Antiochus'un atalarından biri tasvir edilmiştir. Soldaki sırada Krallar Kralı Darius I'in lideri olduğu Pers atalara, sağdaysa Büyük İskender'in hükmettiği Yunan atalara yer verilmiştir.

 

Nomos: Antiochus'un Kutsal Kanunları

Zeus heykelinin arkasında Antiochus'un Kutsal Kanunları başlar. Nemrut'un kült yazıtı Antiochus'un vasiyetnamesi olarak görülebilir. Antiochus insanları yönlendirmek amacıyla Nomos'u başlatmıştır. Antiochus, belki de eğitiminin bir parçası olarak, gençliğinde atalarından Büyük İskender'in İndus Irmağı'nın kıyısında kurduğu Buchepala ve Alexandra gibi bazı şehirlere uzun yolcuklar yapmıştı. Bu gezileri sırasında Buda felsefesini tanımış ve onun kutsal kanunlarından esinlenerek kendi kült yazısını / Nomos geliştirmiş olabilir. Sebebi ne olursa olsun, tüm Kommagene tapınaklarına Nomoslar kazınmıştır. Nemrut Dağı'nda da Nomoslar dev heykellerin arkasına yazılmıştır.

          Antiochus Nomoslarda; halkına, nasıl ve ne zaman ilahların onuruna sahip olduklarını söyler. Bu Nomos benim tarafından ilan edildi ancak kanunları yapan ilahların gücüdür demektedir. Kommageneliler ve yabancılar, krallar, hükümdarlar, özgür insanlar, köleler ve insanlığı oluşturan tüm insanlar sadece doğumları ya da kaderleriyle farklılaşırlar derken yaptığı kanunların amacını belli etmiştir.

          Antiochus herkesin bu kanunlara göre davranması ve gelecek nesillerin de bunu devam ettirmeleri gerektiğini; sonsuz zamanlarda bu toprakların sahibi olacak gelecek nesiller de bu kutsal kanunlara uysunlar sözleriyle belirtmiştir.

          Antiochus'un gelecek nesillere seslenmesi dikkate değerdir zira o kendinden ve halkından sonra aynı topraklarda başka insanların yaşayacağının bilincindedir. Ne kadar mütevazı ve ne kadar bilgece... Nemrud’daki Nomoslarda yaşamının sonu için hazırladığı vasiyetnameyi okuyabiliyoruz:

          Saf ve adil olmanın sadece en hakiki mülkümüz olmakla kalmayıp aynı zamanda duyabileceğimiz en derin sevinç olduğu kanaatine vardım. Bu kanaat benim başarı kazanmamı ve onu hayırlı yönde kullanmamı sağladı. Yaşamım boyunca beni tebaamın önünde ilahlara olan saygısı en güçlü silahı olan bir insan kıldı... İşte bunun sayesinde, beklentilerin tersine ve tüm tehlikelere rağmen, tahmin edilemeyeni başardım ve nice senelerimi mutluluk içinde geçirdim.

          Tarihsel gerçekler de Antiochus'un sözlerini doğrular. Kommagene batıda Roma, doğuda da Part tehlikesine açık bir bölgede kurulmuş küçük bir krallıktı. Antiochus'un hükümdarlığı altında Kommagene bu iki gücün amansız saldırılarına rağmen yıllarca bağımsızlığını koruduğu gibi en bayındır dönemini de ulaşmayı başarmıştır.

 

Kuzey Terası

Nemrut Dağı'ndaki tapınağı ziyarete gelen hacılar dağın eteklerindeki vadilerde toplandıkları zaman rahibin hizmetkarları onlara su ve yiyecek getirirlerdi. Dağın eteklerinden tapınağa çıkan iki alay merdiveni vardı. Her iki merdivenin sonlarına doğru tapınağa yakın bir yere yerleştirilmiş stellerde Antiochus hacılara kutsal toprağa ayak basmakta olduklarını hatırlatmış ve davranışlarına dikkat etmelerini söylemişti.

          Güneydeki alay yolu Kommagene soyluları içindi ve Batı Terası'nda son bulurdu. Kuzeydeki patika halk içindi ve Kuzey Terası'na ulaşırdı. Kuzey Terası'nda, tapınağın önündeki meydanda, halk ilahların huzuruna çıkmadan önceki son hazırlıklarını yapardı. Dikkatli bakarsanız, güçlükle de olsa, hacıların Kuzey Terası'na giriş yaptıkları bu yıpranmış yokuşu bulabilirsiniz. Ziyaretçiler, Batı Terası'nı tapınaktan ayıran 85 metre uzunluğundaki steller dizisi boyunca kortej halinde ilerleyerek Doğu Terası'na ulaşırlardı. Bu stellerde yazıt yoktur zira Antiochus onları varisleri için hazırlatmıştı.

 

Batı Terası

Tümülüsün çevresinde ilerlemeye devam ettiğinizde Nemrut Dağı'nın en kutsal yeri kabul edilen Batı Terası'na ulaşırsınız. Bu terastan medeniyetimizin beşiği Mezopotamya ovasını göz alabildiğince seyretme şansına sahipsiniz. Güneş, ay ve zodyakın tüm yıldızları solunuzdan doğup tam karşınızda zirveye varacak ve sağınızdan batacaklardır.

          Batı Terası halka açık değildi. Soyluları bu terasa ulaştıran kortej yolu terasın kuzeyindeki açık alanda son bulurdu. Burası terasın girişiydi. Girişi üç başlı dev bir aslan heykeli gözlerdi. Aşağıya doğru yürüdüğünüzde onu şimdi yüzü toprağa gömülü yatar görürsünüz.

          Batı Terası'ndaki heykeller Doğu Terası'ndakilerle aynı karakterleri temsil ederler ancak işçilikleri çok daha güzeldir. Konum olarak Doğu Terası'nda insanlara tepeden bakıyorlarmış izlenimini veren yüksek kaidelerdeki heykellere göre daha alçaktadırlar.

          Heykellerin kopmuş başları gövdelerinin önüne durmaktadır. Antiochus ve ilah Apollon-Mithras başları arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Apollon-Mithras kral Antiochus'un rahibine ayinlerini yapmasına izin verdiği yegâne ilahtı.

          Peki bu ilahı böyle özel kılan neydi?

          Apollon-Mithras Yunan güneş ilahı Apollon ile Pers ilahı Mithras'ın bir bileşimiydi. İlah Mithras adına ilk defa M.Ö. 1400 civarına ait bir Hitit antlaşmasında rastlanıyor ve daha sonra Hint vedasında insanların bir dostu olarak nitelendiriliyor. O insanlarla ilahlar arasında bir aracıydı. Vedada, Mithras! Ölümlü. Bu onurlu ve dost Mithras bilge bir hükümdar olarak doğmuştu diye yazmaktadır. Mithras bağlaşık anlamına gelmektedir. Her bir ilah Kommagenelilere başka bir nimet sunardı. Bugün bölgede çıkarılan petrolün de Mithras'ın hediyelerinden biri olduğuna inanılmaktaydı. Romalı askerler Mithras'tan o denli etkilenmişlerdi ki onu en gözde ilah olarak kabul etmişlerdi. Bu hayranlıklarını gittikleri her yere taşımışlardı. Hatta İngiltere'de bile bazı yeraltı tapınaklarında Mithras'a tapınanlar olmuştu. Belki de İsa peygamber gelmeseydi, insanlar bugün hala Mithras'a tapıyor olacaklardı.

          Heykellerin karşısında, üzerinde Antiochus'un Yunan atalarının stellerinin durduğu, uzun bir sıra kaide görürsünüz. Bu sıranın sağ köşesinden başlayan bir başka sıradaysa Pers ataların tasvir edildiği steller yer alır. Stellerden Darius ve Xerxes'e ait olanlar iyi durumdadır. Her stelin önünde küçük bir sunak vardır. Bu sunaklardan ikisinde yazıt bulunur. Daha erken dönemlere ait bu yazılar büyük ölçüde yıpranmış durumdadır.

          Heykellerin yanında beş adet büyük stel durur, bunlar Doğu Terası'ndaki aşağı kaidelerle aynıdır. Kabartmaların dördünde Kral Mithridates Kallinikos ilahları buyur eder. Soldan sağa: Kommagene İlahesi, Apollon, Zeus ve Herakles. İlahların isimlerin kabartmaların arkasına yazılmıştır. Arkeologlar bu isimlerin eski bir metnin üzerine kazındığını ortaya çıkarmışlardır.

          Selamladığı ilahları onore etmek için, kral o ilaha adanmış bitkinin stilize edilmiş yapraklarını arasına takmış olarak tasvir edilmiştir. Kommagene İlahesi için nar, Apollon için defne, Zeus için çınar ve Herakles için asma yaprakları takmıştır. Herakles kabartmasının yanındaki beşinci stel Aslanlı Horoskop olarak bilinir. Aynı Antiochus'un beş tanrı heykellerinde olduğu gibi, Mithridates'in de beş stelli dizisinin her iki ucuna bir kartal ve bir aslan heykeli yerleştirilmiştir.

 

Üç Kral Mezarı

Nemrut tümülüsünün altında gizli bir mezar odası bulunduğu bilinmektedir. Mezar odasını bulmak için Romalılardan günümüze defalarca tümülüste tüneller açılmıştır ancak bugüne kadar hiçbir girişim Kommagene krallarını son uykularından kaldırmayı başaramamıştır. Bunun nedeni mezar odasının tümülüsün içinde değil tümülüsün altında kalan masif kayanın içine oyulmuş olmasıdır. Bir teoriye göre, birkaç basamakla başlayan ve dağın içine doğru bir eğimle devam eden kayaya oyulmuş bir tünel mezar odasına açılmaktadır. Mezar hücresinde yan yana üç mermer lahit vardır. Bir yanında babası Mithridates, diğer yanında başka bir kral olmak üzere ortadaki mezarda kral Antiochus yatmaktadır. Naaşların iyi durumda olduğu sanılmaktadır. Mezar odası 5 x 9 metre, 2,4 metre yüksekliğindedir.

          Yazıtlara göre mezar odasına girenleri büyük tehlikeler beklemektedir: Bir şeytanın sureti burayı bekler, buraya giren ne onu yenebilir ne de ondan kaçabilir.

 

Yüce İlahların Tezahürü

Kommagene’de her yıl iki önemli kutlama yapılırdı. 16 Audnasios (Aralık / Ocak) kral Antiochus’un doğum günü, 10 Loss, yani 14 Temmuz, Antiochus’un taç giydiği gün ve aynı zamanda Yüce İlahlarının Görünmesi günü olarak kutlanırdı. Kutlamalar boyunca, iki gün süreyle, Kommagene’de günlük hayat durur halk Nemrut Dağı’ndaki ya da kral Mithridates’in bölgede yaptırdığı diğer tapınaklardaki şölenlere katılırdı. Şenlikler kral Antiochus’un Doğu ve Batı Terasları’nda yaptırttığı Nomos’ta ayrıntılı olarak kaydedilmiştir.

 

Belki de dağ doruğundaki şölen şöyle olmuştur: Vakit gece yarısına geliyor. Kommageneliler ellerinde meşaleleriyle dağa tırmanmaktalar. Işıktan bir kurdele dağa dolanmakta. Yüzlercesi Kuzey Terası’nda toplanmışlar. Ve sıra halinde Doğu Terası’na yürüyorlar. Alanın iki yanında yerlerini alıyorlar. Meydanı dolunayın yumuşak ışığı aydınlatmış. Ay usul usul tümülüs ardında kaybolurken ilahlar yüksek tahtlarından insanlara bakmakta. Üçayak sehpalara oturtulmuş büyük metal çanaklarda ateşler yakılmış. İlahların ve insanların bedenlerinde gölgeler titreşiyor. Tam sessizlik. Kral ateş sunağında ayakta ilahları bekliyor. Rüzgâr saati işlemekte. Heyecan artıyor. Aniden açık ve güçlü bir trompet sesi. Dağ titriyor. Sanki ilahlar tahtlarından kalkmışlar da kütlesel bedenleri yıldızları gölgeliyor... Birkaç saat sonra güneş her yeri altınla kalaylıyor.

Tören bitiyor. Kommageneliler evlerine dönüyorlar. Mutlular. İlahların korumasına layık olduklarına bir kez daha tanık oldular.

Beyaz İnsanlar Efsanesi

Yüce ilahların görünmesine benzeyen diğer bir gelenek de Kommagene halkının Beyaz İnsanlar adını verdikleri varlıklara tapmalarıydı.

          1987 Temmuz’unun sıcak bir gecesinde Eski Kahta kasabasında, Fırat adında yaşlı bir kadın şunları anlatır:

Eski devirlerde, Peygamber’den önce, Adıyaman'dan Malatya’ya doğru gitmekte olan bir grup asker varmış. Toros Dağları’nı geçerlerken gece bastırmış. Aç ve yorgun düşen askerler ileride gördükleri zayıf ışığa yaklaşmışlar. Işık yaşlı bir adamın kızı ve bir erkek çocukla yaşadığı eve aitmiş. Yaşlı adam askerleri konuk etmiş. Yemeklerini bitiren askerler şaşkınlık içinde yedikleri yemekler kadar yemeğin arta kaldığını görmüşler. Neler olduğunu anlayamadan Malatya’ya doğru yola koyulmuşlar. Yol boyunca garip başka bir şey yaşamamışlar.

          Aynı askerler Malatya’dan geri dönerlerken yaşlı adamın evini ziyaret etmeye karar vermişler. Evi bulmuşlar ve yine dostlukla karşılanmışlar. Komutan evin kızını beğenmiş ve yemek bittiğinde yaşlı adamdan kızını istemiş. Adam kızını vermek istemiyormuş ancak askerlerin kızı zorla alacağını düşündüğü için razı olmuş. Askerler kızı da yanlarına alarak ayrılmışlar.

          Eski Kahta’ya geldiklerinde, şimdi kutsal ev denilen yerde, kız biraz durmalarını istemiş. Kuru dere yatağına inen kız eliyle çorak toprağı okşamış ve hemen oracıktan bir pınar fışkırmış. Pınar bugün hala oradadır. Kız sudan içmiş ve yıkanmış. Sonra toprağa açılmasını söylemiş ve açılan yarıktan girerek kaybolmuş. O zaman bu zaman orası kutsal bir yer olarak kabul edilmiş ve halk kıza mezar olan bu alana bir ev inşa etmiş.

          Kız, zaman zaman, birkaç arkadaşı yanında olduğu halde, bu evde ve üç ayrı yerde daha, insanlara görünürmüş. Baharda Eski Kahta’daki pınar başında, yazın Malatya yakınlarındaki Kube Dağı’nda, sonbaharda Gerger’de ve kışın Toros Dağları’nda bir yerlerde. Eski Kahta’daki yıllık görünme ise işte bu evde olurmuş.

          Yaşlı kadın, çocukluğunun bahar aylarında, her çarşamba ve cuma gün bitiminde yöre halkının bu kutsal evin önünde toplandıklarını hatırladığını söyler. Kutsal evde mumlar yakılır dualar okunurmuş. Güneş battıktan sonra herkes evine dönermiş. Akşam arkadaşlarıyla birlikte eve gelip dua edecek olan kızın rahatsız edilmemesine özen gösterilirmiş. Çok az kişinin gece evin civarında kalmasına izin verilirmiş.

          Fırat Hanım, anne ve babasının, o kızı ve arkadaşlarını gördüklerini anlatır ve onların normal insanlardan daha küçük yapıda, saç ve derilerinin de beyaz olduklarını söyler.

Copyright 1995 Maurice Crijns, reviewed September 1999.

With gratitude, Maurice Crijns would like to thank Dr. J. Meeus, P. Eng. J. Rademaker, Professor C. De Jager of the Space Research Organization Netherlands and Dr. G. Schilling of the Artis Planetarium for their contribution and support. And his special thanks are expressed to Professor Sencer Şahin for his generous cooperation.

International Nemrud Foundation -  www.nemrud.nl

​​​

TEŞEKKÜRLER!

Sayın International Nemrud Foundation Yönetimi,


ALEXANDRA - NEMRUT İLAHLARIN TEZAHÜRÜ eserimde yer alan Nemrut ve Unutulmuş Medeniyet Kommagene bilgilerini www.nemrud.nl  web sitenizden almak için sizin gibi değerli bir kuruluştan izin almak benim için büyük bir onurdu. Nemrut Dağı’nın eşsiz mirasını ve tarihi önemini eserim aracılığıyla daha geniş bir kitleye taşıma fırsatını bana sunduğunuz için derin minnettarlığımı ifade etmek isterim. Bu destek, romanımın sayfalarında yaşayan bir kültürel mirasın parçası olmanın yanı sıra, okuyucularıma da bu büyüleyici tarihi yapı hakkında bilgi verme şansı verdi.
INF’nin çalışmaları, Nemrut Dağı’nın korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, romanımın ilk sayfalarında sizlere olan şükranımı ifade etmek, bu önemli çalışmanın bir parçası olabilmek adına büyük bir gurur kaynağıdır.

Baha Yıldızhan

Yazar

Alexandra - Nemrut İlahların Tezahürü

(Fantastik Roman)

bottom of page